Hakkımda
|
|
Sahip olmak istedigin ama sahip olamadigin her sey
Gormek istedigin ama goremedigin herkes
Duymak istedigin ama duyamadigin her soz
Aslinda benim icin HER SEY
|
|
Zıyaretcılerım
|
|
Bannerim
|
BANNER KODUNUZU EKLEYINIZ
|
Dossıteler
|
|
|
|
MESAJ
 Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış. Açılış konuşmasında demiş ki: Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz. Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar.. Sizden isteğim budur.

Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız? Şeytan: Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..' Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle! Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan: Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur! Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse,erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır! Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et! Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı? |
Tarih: , 9/6/2009 |
Yorum (9) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Allah rızasına götüren yol

Mehmet Ildırar
Tasavvuf ehli insanlar merttir, mert olmalıdır. İnsanlara yukarıdan bakmak, onları küçük görmek hak yolun yolcularına yakışmaz. Zaten Allah rızasına götüren yol, ancak tevazu üzerine kuruludur. Tasavvuf, insana kusurlarını, günahlarını göstererek Allahu Tealâ karşısında aczini bildirir. Hidayetin kendi kazancıyla değil, Allah’ın lütfuyla olduğunu bilen hak yolcusu, günah işleyenleri, henüz Allah yoluna girmemiş olanları küçük görmez. Günahları kötüler, yapılmaması için gayretini, duasını esirgemez ama günah işleyenleri de hor görmez. Allah’ın hidayetiyle günahlarına tevbe edeceklerini ümit eder, bunun için dua eder. Ehl-i Suffe’den Ebu’d-Derda R.A. Hazretleri: “Siz halkın içindeyken, hasbel kader ortaya çıkan olan kötülüklere şahit olduunuz zaman ne tavır takınacaksınız?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Halkın işlediği kötülüğün fiili, yani günahın bizzat kendisi ayıplanır. O günahı işleyenin kendisine ise dua ve nasihat edilir.” Mesela bir adam içki içiyor ki, bu Allah’ın haram kıldığı, yasakladığı şeylerdendir. Müslüman, “Allah kimseye nasip etmesin bu çok çirkin bir iştir” der. İçki içen için de, “Yarabbi! Bu adam sarhoşluğun ne kadar kötü olduğunu bilmiyor, buna rahmetini nasip et, içkiden tevbe etmesi için bir kapı aç.” diye dua eder. Allah dostlarından Maruf-u Kerhî K.S. Hazretleri, Dicle nehrinin kıyısından geçtiği bir gün, nehrin diğer tarafında içki içenleri görüyor. İçki içerek eğlenen bu şarhoş insanlar için Maruf-u Kerhî Hazretleri elini açıp, müridlerinin yanında: - Ya Rabbi, şu karşıdaki cahil ve gafilleri ahiret neşesiyle neşelendir, diye dua ediyor. Sofiler şaşkınlıkla: - Bunlar içki içiyor. Şeyhimiz de “Ya Rabbi, bunlara ahiret neşesi ver.” diye dua ediyor, diye aralarında söylenerek sordular: - Efendim, bu duanın sebebi nedir? Maruf-u Kerhî K.S. Hazretleri: - Allah’ın bir kimseye ahirette neşe vermesi onu cennete koymasıdır. Ahirette neşesiz olan, üzüntülü olan ise cehennemdedir, hesabını verememiştir. Ya Rabbi sen bunları ahirette cennete koy diyorum. Allah kimi ahirette cennete koyacaksa dünyada ona tevbe nasip eder, diye cevapladı. Mevlevi bir mümin anlatyor: - Hristiyan iken müslüman olmuş 70-80 yaşlarında bir Ermeni, Sultanahmet’te, “Ya Rabbi, yetmiş-seksen senedir İsa A.S.’ı küstürdüm. Ama ömrüm kalmadı. Muhammed A.S.’ı nasıl razı edeceğim? Sen yardım et!” diye önümde ağlıyordu. Ben onun bu içten duası karşısında kendimden utandım. Bu müslümanın yaptığı gibi, biz de öncelikle kendi günahlarımızı görüp, ayıplarımızdan utanmalı, gerçek tevbeye sarılmalıyız. Diğer insanların da günahlarından tevbe edip, Allah yoluna girmeleri için dua etmeliyiz. İnsanları ayıplayıp, onlardan yüz çevirirsek, evliyaların da, meleklerin de bizden yüz çevirmelerinden korkmamız gerekir. Tevbe kapısı kapanmadıkça herkes için Allah’ın lütfunu ümit ederiz. İnsanlara sevgi ve merhamet besleyen tasavvuf ehline de bu yakışır.
|
Tarih: , 6/6/2009 |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İFTİRA ETMENİN KÖTÜLÜĞÜ

Aslından çevrilmiş, hakîkati tahrif edilmiş söz, mânâsına gelen iftirâ büyük günahlardandır.
Haklar dört kısımdır. 1- Yalnız Allah hakkı. 2- Yalnız kul hakkı. 3- Allah hakkı ile kul hakkı beraber fakat, Allah hakkının gâlip olduğu haklar. 4- Allah hakkı ile kul hakkı beraber fakat, kul hakkının gâlip olduğu haklar. Bir müslümana iftirâ etmek, hem Allah’ın, hem de kulun hakkını ihlâl etmektir. Fakat Allah hakkı gâliptir. Böyle olunca, kul, kendisine (zinâ suçuyla) iftirâ edeni affetse dahi dünyâda tatbik edilecek olan cezâ muhakkak tatbik edilir. (Molla Hüsrev, Mirâtül-usûl fi Şerhi Mirkatül-Vusûl 2/230) Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
“Nâmuslu ve hür kadınlara (zinâ isnâdıyla) iftirâ atan, sonra da dört şâhit getirmeyen kimselerin her birine seksen değnek vurun. Onların şâhitliklerini ebedi kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak tevbe edip durumlarını ıslâh etmeleri müstesnâ. Çünkü Allah gafûr ve rahîmdir.” (Nur Sûresi, 4-5) Âyet-i celîlede, iftirâ eden kimseye dünyâda tatbik edilecek cezâlar îzâh edilmektedir ki: 80 değnek vurulması, şâhitliğinin bir daha kabul edilmemesi ve isminin fâsıklar defterine kaydedilmesi. Fakat tevbe eder de, yaptığı işten pişman olursa “fâsık” diye isimlendirilmekten kurtulur.
Bir de âhiretteki cezâsına bakalım: Peygamber Efendimize, Mi’râc gecesi bir topluluk gösterildi. Her birinin elinde bakır tırnaklar vardı. Yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. “Bunlar, kimlerdir?”, diye sorunca, “gıybet ve iftirâ edenlerdir”, cevabı verildi. (Kütüb-ü sitte 12/122)
Ehlince mâlumdur ki, “Berâet-i zimmet asıldır.” Yâni kişilerin suç işledikleri delil ile tesbit edilemediği müddetçe, aslolan, suçsuzluklarıdır. İşlemediği bir suç ile kişileri töhmet altında bırakmak, müslümana yakışmaz. Hakîkî mümin, elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişidir. Âyet-i Kerîmesi’nde meâlen Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftirâ ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzap Sûresi, 58 ) Diğer bir âyet-i kerimesi’nde de meâlen: “Kim kasıtlı veyâ kasıtsız bir günah işler ve sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük iftirâ ve apaçık bir günah işlemiş olur.” (Nisa Sûresi, 112) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de:
“Kim bir müslümana kötülenmesini dileyerek, bir iftirâ atarsa, Allah onu, kıyâmet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde (günahlarından temizlenip) çıkıncaya kadar hapseder.” buyurmuşlardır.
İnsanlar böyledir. İyisi de vardır, kötüsü de. Eğer kötüler olmasaydı, iyilerin kıymeti bilinemezdi. Hakkı-hakîkati görmekten âciz kimseler olmasaydı, ehl-i basîretin değeri anlaşılamazdı.
Bu, günümüz için böyle olduğu gibi, devr-i saâdette de böyle idi. Âhir zaman Peygamberini görme ve onun sohbetini dinleme şerefine nâil olduğu halde, içindeki inkâr ateşinin sönmediği, yüzlerce münâfık mevcut idi. İslâm cemiyetini parçalamak için ellerinden geleni yapmaktan hiç çekinmiyorlardı. Bir defâsında Peygamber Efendimizin âile mahremiyetini hedef alarak, islâm birliğini bozma gayesiyle, aleyhte propaganda ve karalama hareketi başlattılar. Hz.Âişe vâlidemizin iffetiyle alâkalı dedikodu çıkarıp, Rasûlullah’ı, Hz. Âişe’yi ve bütün müminleri üzüntüye boğdular. Günlerce göz yaşı dökerek, Allâhü Teâlâ’ya ilticâ eden Hz. Âişe ve bütün müminler, nâzil olan şu Âyet-i Celîle’lerden sonra Cenâb-ı Hakk’a sevinç gözyaşlarıyla hamdettiler. Ayet-i kerîme meâlen.
Haberiniz olsun ki, iftirâ ile gelenler, içinizden bir topluluktur. (Ey o iftirâya mârûz kalanlar) bu iftirâyı sizin için bir şer sanmayın. Belki o sizin için hayırlıdır. (Büyük sevap ve dereceye sebeptir.) O gürûhtan her birinin kazandığı vebâl kendisine aittir. O topluluk içinde, bu iftirayı kasıtlı olarak atıp, büyümesini arzu eden kimse için, büyük bir azab vardır. Ne vardı, onu işittiğiniz vakit erkek ve kadın müminler, kendi kendilerine hüsn-ü zan etselerdi de, bu açık bir iftirâdır deselerdi!... Onu işittiğiniz vakit, (bunu söylemek bize gerekmez, hâşâ bu büyük bir bühtandır) deseydiniz ya! Böyle bir şeye aslâ dönmeyesiniz, eğer mümin iseniz. İşte Allah size va’z veriyor. Ve sizin için âyetleri beyan buyuruyor ki, Allah alîmdir, hakîmdir. (Nur Sûresi,11-20) alıntı |
Tarih: , 4/6/2009 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ilginc,
insan egerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktari cok bulur ama 10 milyon ile magazadan birsey almaya gitse alacak birsey bulamaz...
 Ilginc, insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamani cok bulur ama bir film veya mac olsa bir bucuk saatlik zaman onun icin hemen geciverir...
Ilginc, bir futbol macinin uzamasi insanin hosuna gider ama Cuma namazinda hutbenin birkac dk uzamasi hic de hosuna gitmez...
 Ilginc, nsan duydugu dedikoduya hemen inanir ve kabullenir ama kesin dogru oldugunu bildigi birseyi inat ederek hemen kabullenmez...
Ilginc, insan camide bir saat ibadet ederek vakit gecirecek olsa onun icin zaman gecmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun icin cabucak gecer...
Ilginc, insan namaz kilarken,ibadet esnasinda dunyevi konulari dusunmeyi sever ama normalde Islamiyet'i dusunmekten kacinir...
Ilginc, insana bir sureyi veya surenin anlamini okumak zor gelir ama bir romani okumak onun icin kolaydir...
Ilginc, insan konserde ilk siralarda olmak icin caba sarfeder ama camide ilk siralarda olmak icin caba sarfetmez.
Ilginc, Aksine namazin sonunda hemen cikip gideyim diye son siralarda olmak ister
Ilginc, bir ayet ya da hadis ezberlemek insanin zoruna gider ama muzik listesi top 10'da olan sarkilarin hepsini ezbere bilir...
Ilginc, insan ajandasinda bir dini toplanti icin zaman bulamaz ama dunyalik isler icin cok zaman bulur
Ilginc, insan Islami konulari dinlemeyi ve anlatmayi zor bulur ama dedikodulari dinlemeyi ve anlatmayi cok sever
Ilginc, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hicbir sey yapmadan...
Ilginc, insan hergun birilerinin olum haberini alir, ama yine de kendisinin de birgun olecegini dusunmez...
Ilginc, insan hergun birgun curuyecek vucudunu daha formda tutmak icin yediklerine dikkat eder, cildine bakim yaptirir ama asla curumeyen ruhu ve kurtulusu icin hic dikkat etmez...  Ilginc, insan hergun sacma sapan seyleri etrafina gonderir ama bunun gibi dusundurucu postalari paylasmaz...
Rabbimiz bizleri nefsimize uydurmasın ve nefsimizi terbiye edenlerden eylesin .....
|
Tarih: , 21/5/2009 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|